Ürün Sepetinize Başarıyla Eklendi
23 Nisan Kitap Seti - -Halkkitabevi

Atatürk Büstü Hediyeli23 Nisan Kitap Seti

Stok Kodu
9786257065795
Dili
Türkçe
400,00TL
%80 İNDİRİM
79,00TL
Taksitli fiyat : 9 x 9,66TL
9786257065795
637243
23 Nisan Kitap Seti
23 Nisan Kitap Seti Atatürk Büstü Hediyeli
Halk Kitabevi - Set
79.00
  1. Atatürk ve Kadın Hakları Nutuktan Dersler - Ali Güler / 352 Sayfa Bu kitap, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Büyük Nutuk”u üzerine yaptığımız bir dizi çalışmanın sonuncusudur. Önce, Nutuk hakkında bilinmeyenleri bir kitap halinde sizlere sunduk. Ardından “Çocuklarımıza” ve “Gençlerimize” “Nutuk’tan Dersler” ana başlığı altında iki önemli eser yayımladık. “Nutuk’tan Dersler” “Kadınlar İçin Nutuk” isimli bu eserimizle tamamlanmış oldu.
     
    Atatürk’ün 23 Nisan gibi önemli bir günü bayram olarak armağan ettiği “çocuklarımız”, Cumhuriyeti emanet ettiği “gençlerimiz” ve nihayet onları yetiştiren, hayata hazırlayan “kadınlarımız” Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in kendileri için neler yaptığını öğrenmiş olacaklardır. Nutuk’u daha iyi anlamlandıracaklardır.
     
    Kadınlarımız, “ana, bacı, eş, arkadaş” olmalarının yanında, nüfusumuzun yarısını oluşturmaktadırlar. Hem Türk hem de İslam kültür ve geleneği, kadınlarımızı baş tacı etmiştir. Bu eser okunduğunda görülecektir ki, Atatürk tarihsel süreçte üzeri küllenen, adeta toplumun dışına itilmiş bulunan kadınlarımızı yeniden sosyal, siyasi, ekonomik, hayatın içinde görünür kılmıştır.
     
    Kızlarımız ve kadınlarımız bu nedenle Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i erkeklerden daha çok okumalı ve anlamalı; kazandıkları haklara sonuna kadar sahip çıkmalıdırlar. Onları koruyup geliştirmek için daha çok çalışmalıdırlar. Kaybedilen haklar bizi bir “Atatürk beklemeye” mecbur eder. O da mümkün değildir. O’nun çağdaş Cumhuriyeti’ne ve sağladığı haklara sahip çıkmak en doğru yoldur.
  2. Kurtuluştan Kuruluşa Atatürk - Ali Güler / 264 Sayfa Atatürkçü olmak şüphesizdir ki, Atatürk'ü insan olarak tanımak ve O'nun fikirlerini anlamakla mümkündür. Atatürk ve arkadaşlarının Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarken dayandıkları temel ilkeler ve esaslar bugün de önemini muhafaza etmektedir. Bu temel esaslara sahip çıkmak, Türkiye Cumhuriyeti'nin yaşatılması ve yüceltilmesi ile eş anlamlıdır.
    Devletimizin "kuruluş felsefesi"ni anlamak ve bu felsefeyi yaşatmak için, milletimizin üç bin yıllık bilinen tarihi içinden süzülüp gelen millî değerlerini, iç dinamiklerini ve Atatürk'ün bunları yorumlayış tarzını ortaya koymak gerekir.Hastalığının başlangıç aşamalarında etrafındakilerden bazıları Atatürk'e "sağlığına dikkat etmesini, çünkü O ölürse Cumhuriyet'in yıkılabileceğini" söylerler.
    Atatürk'ün bu insanlara verdiği cevap çok önemli bir cevaptır: O büyük insan der ki, "Unutmayınız ki, Mustafa Kemaller yirmi yaşındadır" Şu hâlde, yirmi yaşındaki her Türk çocuğu Atatürk olmaya aday bir Mustafa Kemal'dir.
    Bu bilinç içinde olması gereken ve Cumhuriyet'i bir emanet olarak alan Türk gençliği, maalesef zaman zaman birtakım yerli ve yabancı akım ve ideolojilerin etkisi ve propagandaları ile Cumhuriyet'imizin temel esaslarına sahip çıkma bilincini gösterememekte; yıkıcı ideoloji ve terör örgütlerinin amaçlarına hizmet etmektedir.
    Bu çalışma ile amaçlanan; gençlerimizin, milletimizin millî kültür değerlerini, Atatürk'ün bir lider, devlet ve düşünce adamı olarak bu değerlerimize getirdiği bakış açısını ve Cumhuriyet'imizin temel felsefesini oluşturan esasları anlama ve yaşatma bilinci oluşturmalarına yardımcı olmaktır.
  3. Sarı Mustafam - Ali Güler / 338 SayfaTürk milletinin yetiştirdiği en büyük insan, Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak, her şeyden önce onun yetiştiği çevreyi ve kültür ortamını iyi bilmekle mümkündür. Ülkemizde Atatürk’ün düşünceleri, ilkeleri ve yaptığı işler, genellikle incelenmiş olmakla beraber; onun soyu, aile tarihi ve içinden çıktığı kültürel ortam pek incelenmemiştir.   Bunu fırsat bilen bazı yıkıcı, bölücü insanlar ve kuruluşlar, Atatürk’ü ve onun “en büyük eserim” diyerek âdeta kutsallaştırdığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni karalamaktadırlar.
    Hiçbir belge ve bilgiye dayanmadan insanımızın beyninde ve gönlündeki “Atatürk imajını ve sevgisini”, onun soyu ve ailesi hakkında soru işaretleri oluşturarak yıkmaya çalışmaktadırlar. Şüphesiz bunlarla hukuki mücadele yapılmaktadır ve yapılacaktır.
    Fakat, bunun yeterli olduğunu ve olacağını zannetmek büyük bir gaflettir. Atatürk’ün soyu, ailesi ve bunu doğuran kültür ortamı ortaya konulmalı ve insanlarımıza, özellikle de gençlerimize anlatılmalıdır. Yine çok ihmal edilen bir konu da onun insani boyutudur.
    Atatürk bizden biridir. Bu yönü ile de gençlerimize anlatılmalıdır. Bazı okuyucular niçin “Sarı Mustafa’m”? diye sorabilir. Bu sorunun cevabı kısaca şu şekildedir: Annesi Zübeyde Hanım’ın oğlu Mustafa’ya hitabı bu idi. Çocukken onu “Sarı Mustafa’m” diyerek bağrına basan Zübeyde Hanım, Paşa oğlunu da “Sarı Paşam” diyerek yüceltiyordu.
    Milletimiz de Atatürk’ü “Sarı Paşa” olarak tanımış ve sevmiştir. Bu ad onu en iyi anlatan isimlerden biridir. Türk milletinin yetiştirdiği en büyük insan, Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak, her şeyden önce onun yetiştiği çevreyi ve kültür ortamını iyi bilmekle mümkündür.
    Ülkemizde Atatürk’ün düşünceleri, ilkeleri ve yaptığı işler, genellikle incelenmiş olmakla beraber; onun soyu, aile tarihi ve içinden çıktığı kültürel ortam pek incelenmemiştir.  
    Bunu fırsat bilen bazı yıkıcı, bölücü insanlar ve kuruluşlar, Atatürk’ü ve onun “en büyük eserim” diyerek âdeta kutsallaştırdığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni karalamaktadırlar. Hiçbir belge ve bilgiye dayanmadan insanımızın beyninde ve gönlündeki “Atatürk imajını ve sevgisini”, onun soyu ve ailesi hakkında soru işaretleri oluşturarak yıkmaya çalışmaktadırlar.
    Şüphesiz bunlarla hukuki mücadele yapılmaktadır ve yapılacaktır. Fakat, bunun yeterli olduğunu ve olacağını zannetmek büyük bir gaflettir. Atatürk’ün soyu, ailesi ve bunu doğuran kültür ortamı ortaya konulmalı ve insanlarımıza, özellikle de gençlerimize anlatılmalıdır.
    Yine çok ihmal edilen bir konu da onun insani boyutudur. Atatürk bizden biridir. Bu yönü ile de gençlerimize anlatılmalıdır. Bazı okuyucular niçin “Sarı Mustafa’m”? diye sorabilir. Bu sorunun cevabı kısaca şu şekildedir: Annesi Zübeyde Hanım’ın oğlu Mustafa’ya hitabı bu idi.
    Çocukken onu “Sarı Mustafa’m” diyerek bağrına basan Zübeyde Hanım, Paşa oğlunu da “Sarı Paşam” diyerek yüceltiyordu.
    Milletimiz de Atatürk’ü “Sarı Paşa” olarak tanımış ve sevmiştir. Bu ad onu en iyi anlatan isimlerden biridir.
  4. Dehanın Kodları - Ali Güler / 239 Sayfa
    Devletimizin kurucusu ve "çağdaş Türkiye" idealinin bayraklaşan sembolü Mustafa Kemal Atatürk'ün gerek hayatını, gerekse düşüncelerini konu alan araştırmalar son yıllarda ciddi bir artış göstermiştir. Şüphesiz yapılan araştırmaların çokluğu, bu büyük insanın hayatı ile ilgili bilgilerin ve düşüncelerinin geniş kitlelere ulaştırılması bakımından sevindirici bir gelişmedir. Fakat Atatürk, "doğru" anlaşılıp, kitlelere "doğru" anlatılmalıdır.
    Bunun için de çalışmaların "doğru" ve "sağlam" kaynaklara dayandırılması büyük önem taşımaktadır.Bu kapsamda Mustafa Kemal'in "Atatürk" hâline gelmesinde ve onun büyük "dehası"nın oluşum sürecinde yaşananların belgelere dayalı olarak ortaya konulması Atatürk'ü anlamak ve anlatmak açısından şarttır.
    Şüphesizdir ki, daha çocukluğunda başlayan ve sonraki yıllarda artarak devam eden âdeta hastalık derecesindeki "okuma tutkusu" ile "kitap sevgisi" dehayı besleyen en önemli kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır.Atatürk, hem okuyan hem de yazan bir devlet adamıdır. Kanaatimizce onu "büyük" yapan da bu özelliğidir.
    Vasıf Çınar'a söylediği sözlerden kendisinin de bu durumun farkında olduğu, yani bu konuda bilinçle hareket ettiği anlaşılmaktadır.Bu araştırmada, onun dehasının oluşum süreçleri ve bu süreçlere etki eden etkenler incelenmektedir. Aile çevresi, eğitim ve öğrenim çevresi, yabancı dil bilgisi, gazetecilik merakı, okuma tutkusu, özel kütüphanesi, etkilendiği yazarlar, şairler, düşünce adamları ve yazdığı eserler belgelere dayalı olarak incelenmiş ve yorumlanmıştır.
  5. Atatürk ve Cumhuriyeti Anlamak - Ali Güler / 342 Sayfa Devletimizi kuran Mustafa Kemal Atatürk, orta halli bir Türk ailesinin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiş, ilk çocukluk ve gençlik yıllarını Selanik gibi kozmopolit bir şehirde geçirmiştir. Dönemin en iyi eğitim kurumları sayılan askeri okullarda eğitimini tamamlamış ve genç bir kurmay subay olarak, dağılmakta olan bir imparatorluğun bütün yükünü omuzlayıp mesleki deneyimlerini çoğu zaman acı olaylarla kazanmıştır.
    Tarih o'na Türklüğün kaderinde adeta bir dönüm noktası olan 20. yüzyılın ilk çeyreğinde büyük bir sorumluluk yüklemiş ve o, bu tarihî sorumluluğu bütün olumsuzluklara rağmen cesurca üstlenip başarıya ulaşmıştır. Günümüzdeki gelişmeler, Atatürk'ün büyüklüğünü ve vizyonunu her geçen gün bir kere daha ortaya çıkarmakta ve adeta onu ölümsüzleştirmektedir. Bugünkü ve yarınki nesillere düşen görev, Atatürk'ü doğru anlayarak doğru anlatmak ve onun, “En büyük eserim,” dediği Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkmaktır.
  6. Türk'ün Unutulan Yemini Misak-ı Milli - Ali Güler / 190 Sayfa Misâk-ı Millî bir yönüyle Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in arka planını oluşturan bir siyasi ve hukuki belgedir. Bir Meclis kararı olduğu için meşruiyeti olan ve onu esas alan kurucu kadronun meşruiyetini de sağlayan bir belgedir. İkinci olarak, Misâk-ı Millî, Türk çoğunluğuna dayalı bir Türk vatanının sınırlarını çizmiştir. Bunu da dönemin uluslararası hukukuna dayanarak yapmıştır. İmparatorluğun dağılması sürecinde yeni Türk Devleti’nin hem insan hem de toprak unsurlarını gerçekçi ve insani değerlere dayalı olarak belirlemiştir. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının, Milli Mücadele’nin siyasi ve askeri süreçlerini takip ederken dayandıkları yegâne belge Misâk-ı Millî olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın ardından imzalanan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni var eden Lozan Antlaşması da bir kurucu antlaşma olarak Misâk-ı Millî kararlarına dayandırılmıştır. Yrd. Doç. Dr. Ali Güler, bu eserde arşiv belgelerine dayalı olarak Misâk-ı Millî’yi her yönüyle ele almakta, okuyucuları Türk’ün Unutulan Yeminini hatırlamaya davet etmektedir. Etrafımızda gelişen son olaylar buna ihtiyacımız olduğunu göstermektedir.
  7. Atatürk ve Ermeni Soykırım Yalanı - Harika Yamak / 160 Sayfa Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki
jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.

Geçmişte Osmanlı Devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve
jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı Devleti’ni parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan bir kısım Ermenileri kullanmışlardır.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de hâlâ Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler bulunmaktadır. Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde de soykırım iddiasını tanımaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarında kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir.

Bu kitapta,  tarihten günümüze “Ermeni Soykırım Yalanı” anlatılmaktadır.
  8. Atatürk ve Siyaset - Cevat Şenol / 240 Sayfa “Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde başlayan Millî Mücadele hareketinin temel amacı, tarih içindeki ömrünü tamamlayarak I. Dünya Savaşı sonunda yıkılan ve her taraftan işgale uğrayıp, Batı sömürgeciliğinin iştahına konu teşkil eden Osmanlı Devleti’nin enkazı ve yıkıntılarından Türk olan kısımları kurtarıp özünde Avrupa modeline uygun bağımsız bir Türk millî devleti kurmaktı.
    Millî Mücadele döneminde Misak-ı Millî’de ifadesini bulan bu temel amaç, sınırlı ve gerçekçi, ama haklılığı inkâr edilemeyecek bir hedefti. Böylece Anadolu’daki millî hareket daha başlangıçta, kendi kendini sınırladığını göstermekle başkaları tarafından tanınmasını kolaylaştırmıştır. Millî Mücadele’nin dış politikasının temel niteliği, bu gerçekçiliği ve hedeflerinin tespitindeki ustalığıydı.”
    (Mehmet Günlübol-Ömer Kürkçüoğlu, “Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasına Genel Bir Bakış”)
  9. Atatürk'ün Doğu Politikası ve Kürt İsyanları - Turan Bozkurt / 224 Sayfa 
    Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, milli Mücadele’den sonra ülkenin doğusuyla, batısıyla, güneyiyle, kuzeyiyle bir kalkınma hamlesine girişmişti. Bunun için çeşitli projeler geliştirdi. Ülkenin kalkınması için iç yönetim kuruluşlarını yurdun doğu bölgelerinden başlayarak genişletme gereği duydu. Dersim bölgesinde önemli bir reform programının uygulanması da düşündü. Ülkeyi bir baştan bir başa demir yolları ile bağladı. Ancak ne hazindir ki, özellikle dış güçlerin ve emperyalist devletlerin kışkırtmasıyla Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde bu kalkınma politikalarına karşı çıkanlar oldu. Bu karşı çıkışlar bazen de iç isyanları beraberinde getirdi. Bu kalkışmalar ülkenin kalkınmasına ve ilerlemesine büyük darbeler vurmuştur. Atatürk döneminde Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde meydana gelen bu isyanların temel karakterinin emperyalistlerin kışkırtmasıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu halkını çeşitli vasıtalarla ulusumuzun bir parçası olmaktan çıkarmak olduğunun altını çizmiş ve şöyle değerlendirmiştir: “Kürt sorunu, Türklerin çıkarı için kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü, bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt öğeleri öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını da kaybede ede ve Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek, Türkiye’yi mahvetmek gerekir.”Elinizdeki eserde Atatürk’ün Doğu Anadolu’da yaptığı yatırımları ve Osmanlı’dan günümüze çıkarılan Kürt isyanlarının serüvenini okuyacaksınız.
  10. Atatürk'ün Son 100 Günü - Cevat Şenol / 232 Sayfa 
    Atatürk daha önce de bazı rahatsızlıklar geçirmiştir. Ancak onu esas sarsan, sonunda onu ölüme kadar götürecek olan bir karaciğer rahatsızlığı olan "siroz"dur. Ama sirozun başlangıcını doktorlar 1936 yılına kadar götürürler. Çünkü halsizlik ve yorgunluk Atatürk'te o yıllarda görülmeye başlar. Hastalığın gerçek belirtileri 1937'de ortaya çıkar. Gittikçe sıklaşan burun kanamalarını, vücutta kaşıntılar izler. Ne var ki, bu kaşıntılar değişik nedenlere bağlanır, hatta 1937 sonbaharında karıncaların bastığı Çankaya Köşkü'nde yoğun bir karınca savaşı bile yapılır. Doktorlar, Atatürk'teki belirtileri görmelerine rağmen doğru teşhis koyamazlar ve hastalığın ilerlemesine neden olurlar. 11 Kasım 1923'te Çankaya'da öğle yemeğinden sonra göğsünde ve sol kolunda ağrı hisseden Gazi'yi ve eşi Latife Hanım'ı orada tesadüfen bulunan Dr. Refik Saydam tedavi etmiş ve Atatürk'ün krizi atlatmasını sağlamıştı. Cumhurbaşkanı iki gün sonra, 13 Kasım 1923'te bir kriz daha geçirince, Prof. Dr. Neşet Omer, Ankara'ya çağrılmış ve Atatürk ile Latife Hanım'ı tedavi etmiştir. İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Neşet Omer (İrdelp) rahatsızlığın çok çalışmaktan, yorgunluktan kaynaklandığını, alkolü, tütünü, kahveyi azaltması, dinlenmesi gerektiğini, bu dinlenmenin Akdeniz sahillerinde yerine getirilmesinin iyi olacağını ifade etmişti. 28 Mart 1938'de, Ankara'ya gelen Dr. Fissenger, Atatürk'ü muayene eden ve karın kısmında az miktarda da olsa su toplandığını belirtti. Dr. Asım Aral ve Neşet Ömer beylere durumu açıkladı ve hastanın istirahat etmesini önerdi. Dr. Asım ifadesine göre Türk doktorları, Atatürk'ten çekindikleri için her şeyi olduğu gibi Atatürk'e söyleyemiyorlardı. 30 Mart 1938'de, Atatürk'ün sıhhatinin endişe verici olmadığı ve bir buçuk ay istirahat edeceği açıklandı. 8 Haziran 1938'de, Prof. Dr. Fissenger tekrar Türkiye'ye gelip, İstanbul'da Savarona Yatı'nda Atatürk'ü muayene etti ve 10 Haziran 1938'de gerekli direktifleri verdikten sonra ayrıldı. Atatürk bu rahatsızlığı arasında Hatay sorunu ile çok ilgilenir. Hatta 19 Mayıs 1938'de hasta hasta Mersin'e, İskenderun'a gider.
    Adana'da güneş altında Türk ordusunun geçit törenini izler. Atatürk, Mersin dönüşü Ankara'ya uğrar. Ankara'da fazla kalmaz, 27 Mayıs günü İstanbura gider.
    Dr. Reşat Belger'in ifade ettiği üzere, Atatürk'ün hafızasında bir zayıflama olmamıştır. Oysa bunun tersini ortaya atanlar vardı. Ancak, durumu iyi değildi ve Fissenger de durumu iyi görmüyordu. Eylül sonlarına doğru Atatürk'te kımıldayacak hâl kalmamıştı. Hâlsizliğinden sigarayı parmaklarının arasında tutamıyordu. Atatürk, ilk kez ağır komaya, 16 Ekim 1938'de girdi.
  11. Cumhuriyet Halk Fırkası - Kahraman Yusufoğlu / 248 Sayfa  Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihine 27 yıl yönetiminde tek söz sahibi Cumhuriyet Halk Fıkrası olmuştur.
    Cumhuriyet Halk Fıkrası, Atatürk ve arkadaşlarının öncülüğünde 9 Eylül 1923’te kurulmuştur. Önceleri “Halk Fırkası” adını alan siyasi oluşum 1924 yılında “Cumhuriyet Halk Fırkası” adını almıştır. “Cumhuriyet Halk Fırkası” 1935 yılında yapılan bir toplantının ardından “Cumhuriyet Halk Partisi” adını almış ve bu isimle günümüze kadar gelmiştir.
    17 Kasım 1924 yılında “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası”, 13 Ağustos 1930 yılında da  “Serbest Cumhuriyet Fırkası” isimli iki parti kurulmuş ancak çok kısa zaman içinde kapatılmış ve 1950’ye kadar tek parti olarak Cumhuriyet Halk Fıkrası iktidarı elinde tutmuştur.
    Cumhuriyet Halk Fıkrası, 1927 yılında “Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik” ilkeleri CHP’nin dört temel ilkesi olarak benimsenmiştir. 1935 yılında “Devletçilik ve İnkılâpçılık” ilkeleri de eklenerek Partinin ilkeleri altıya çıkarılmıştır. Partinin amblemi olan 6 ok bu ilkeleri simgelemektedir.
    1935 yılında “Cumhuriyet Halk Partisi” ismini alan “Cumhuriyet Halk Fıkrası”, hukuk ve eğitim gibi toplumsal alanlarda gerçekleştirdiği reformlarla çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni biçimlenmesinde önemli rol oynamıştır.
     
  12. Belgelerle Dersim Gerçeği - Turan Bozkurt / 256 Sayfa 
    Yakın tarihimizin en çok tartışılan konularından biri Dersim’de 1937-1938 yıllarında yaşanan olaylar olmuştur. Değişik sebeplerle Dersim olayları üzerindeki sır perdesi bir türlü aralanamadığı için tartışmalardan kurtulmak mümkün olmuyor. Kimisi katliam yapıldı derken, kimisi de devlete isyan edenlere gereken ceza verildi diyor.
    Peki, gerçek ne? Gerçekten de Dersim’de bir katliam mı yaşandı; yoksa devlete isyan eden isyancılar mı bastırıldı?
    Elinizdeki eser bu niyetle yola çıkılarak hazırlandı. Mümkün mertebe yorumlardan kaçınarak belgeler ve hatıralar ışığında tarafların görüşleri ortaya kondu. Dersim’in coğrafî ve tarihi yönleri, Seyit Rıza’nın olaylardaki rolü, dönemin siyasî durumu, olaylarda bizzat bulunan siyasîler, askerler ve diğer şahitlerin yaşadıkları ve özellikle İngiliz, Fransız ve Rus belgelerinde olayların rapor ediliş biçimleri ortaya konulmaya çalışıldı.
    Çalışmamızın maksadız hangi tarafın haklı olup olmadığı hususunda hüküm vermek değil, bir nebzede olsa tarihi bir hâdiseye ışık tutmaktır.
  13. Ne Mutlu Türküm Diyene - Kahraman Yusufoğlu / 192 Sayfa 
    Benim adım Mustafa Kemal’dir. Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Eğer beni onurlandırmak istiyorsan, Türkiyeli Türkoğlu Türk Mustafa Kemal diye çağır.
    Benim hayat yolum şu düstur olacaktır: Türklük ve Türkler en yüksekte… Bu memleket tarihte Türk’tü, halde de Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.”
    Türk Milleti büyük bir aslandır. Biz hepimiz onun tüyleri arasına sıkışmış ve sığınmış gözle görülmez küçük varlıklarız. O aslanın büyük hareketleri ve hamleleri ise inkılâp hareketleri ve hamleleridir. Bu arslanı tahrik edebilmek… İşte bizim için iftihar edilebilecek rol budur.
    Kahraman Türk Milleti, tarih boyunca vatanı için can vermekte bir an bile tereddüt etmemiştir. Her karışı şehit kanları ile sulanmış olan vatan toprağı, tüm Türk Milleti için kutsaldır.
    Türk Milletinin karakteri yüksektir, Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir. Bir Türk dünyaya bedeldir.
    Ne Mutlu Türküm Diyene!
  14. Atatürk ve CHP'nin Saklı Tarihi - Ali Kuzu / 288 Sayfa 
    Başbakan İsmet İnönü’ye,
    Hatırlarsınız, Türk köylüsünün Türk’ün efendisi olduğunu söylediğim zamanı. Ben o efendinin istek ve iradesi altında yıllardan beri çalışmış olan hizmetkârıyım. Şimdi beni çok heyecanlandıran olay, Türk köylüsüne önemsiz de olsa küçük bir görev yapmış olduğumdur.
    Milletin yüksek temsilciler kurulu bunu iyi görmüş ve kabul etmişler ise, benim için ne unutulmaz bir mutluluk anısını bana vermişlerdir.
    Bundan dolayı çok yüksek zevkle millete, ülkeye ve Cumhuriyet Hükümeti’ne yapmaya zorunlu olduğum görevlerden en basiti karşısında gösterilen yakınlıktan, değerinin anlaşılmasından ne kadar duygulandığımı anlatmakta zorlanıyorum.
    Söz konusu olan armağanın yüksek Türk Milleti’ne benim asıl vermeyi düşündüğüm armağana göre hiçbir değeri yoktur. Ben gerektiği zaman, en büyük armağanım olmak üzere Türk Milleti’ne canımı vereceğim.                                
    13 Haziran 1937 - Kemal Atatürk
  15. Atatürk ve Kayıp Kıta Mu'nun Şifresi - Harika Yamak / 168 Sayfa Yakın ve uzak çağlar düşünülürse Türk’e yurtluk etmemiş bir kıta yoktur. Bütün yeryüzünde Asya, Avrupa, Afrika, Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekleri yeni tarih belgeleri göstermektedir...
    Mustafa Kemal Atatürk
  16. Geldikleri Gibi Giderler - Kahraman Yusufoğlu / 200 Sayfa 
    “Atatürk Cumhuriyeti'ni korumak için elbette pek çok kahraman elinden geleni yaptı, müthiş bir imece yaşandı ama, değerli ağabeyim Uğur Dündar'a özel teşekkür borçluyuz.
     
    Demokrasi tarihimizin en kritik mücadelesinde, desteğine ihtiyaç hissettiğimiz pek çok kişi masanın altına saklanırken, tüm kariyerini, hayatını ortaya koydu, bilgi verdi, güç verdi, moral verdi.
    *
    İzlenme oranları kanıtlıyor ki…
    Güvenilir karakteriyle milyonlarca insanın tutunduğu tek dal oldu.
    Daima sıcacık gülen yüzüyle, en karamsar günlerimizde umut oldu.
    *
    İyi ki varsın Uğur Dündar…
    İyi ki hayatımızdasın.
    Milletçe sınavdan geçtiğimiz şu günlerde, adını tüm yurtseverlerin yüreğine yazdın. Tarih de adını “mücevher taşa” yazacak.”
    (Yılmaz ÖZDİL-16 Nisan 2017-SÖZCÜ)
  17. Anılarla Atatürk - Cevat Şenol / 216 Sayfa 
    Şükrü Kaya anlatıyor:
     
    30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaların birinde, masada idik. Pek çok memleket meselesinin istişare edilmesinin ardından, Paşa’ya ara sıra aklıma gelen, ama bir türlü sormaya fırsat bulamadığım şu soruyu yönelttim:
     
    Paşam, İstiklal Savaşı’nda Başkomutan sıfatıyla muhaberelerde verdiğiniz emirler bir yerde toplanmış mıdır? Verdiği yanıt şu oldu: Bir gün Kurtuluş Savaşı’nın, Milli Mücadele’ nin askeri tarihini ayzacaklar, belki de benim Başkomutan sıfatıyla verdiğim bir yazılı ve imzalı emrime rastlamayacaklardır. Savaş arkadaşlarım buradadır, hep bilirler; ben muhaberede daima o cepheden bu cepheye gider, yapılması gereken hareketleri komutanlara dikte eder, onlara not ettirir ve kendilerini de inandırdıktan sonra , Şimdi ordu birliklerimize derhal bu hareketlerin yapılmasını kendi imzanızla bildiriniz. derdim.
  18. Atatürk'ün Katıldığı Savaşlar - Cevat Şenol / 240 Sayfa 
    Türk milleti, tarihi boyunca büyük komutanlar, hükümdarlar ve liderler yetiştirmiş bir millettir.
    Kuşku yok ki bu kahramanlar zincirinin son halkası,düştüğü yerde yok olması beklenen, düşmanlarının çeşitli saldırıları karşısında bunalan ve bitişine kesin gözüyle bakılan Türk milletinin başına geçip onu Kurtuluş’a  götüren Mustafa Kemal Atatürk’tür.
    Ordu yorgun, millet yoksul ve kimi yöneticileri ihanet içinde iken, “Kurtuluş mecburidirve mümkündür” diyen Mustafa Kemal’in katıldığı savaşalar, kazandığı zaferler bu çalışmanın asıl konusudur.
    Fakat onu büyük kılanın yalnızca askeri dehası olmaması, askeri dehasını kuvvetlendiren bir siyasi ve diplomatik zekaya da sahip bulunması, o zaferlerin peşinden gelen barış çalışmalarını da ele almamızı gerektirdi.
    Türk yurduna saldıranları perişan eden büyük bir asker, o zaferleri ustalıkla diplomatik başarıya çeviren bir diplomatik, başarıya çeviren bir diplomat, milletini ayağa kaldıran bir devlet adamı olarak Mustafa Kemal’in bu başarıları hangi koşullarla kuşatılmışken gerçekleştirdiği de çalışmamızın kapsamıda ortaya konulmuştur.
  19. Mahşerin Kanlı Çiçekleri Çanakkale - Ali Kuzu / 288 Sayfa Yıl 1915;
     ... Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu.
          
    Bir gün önce şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde bir yumak gibi birbirine sarılmış tir, tir titriyorlardı.
    Onlar, bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı.
          
    Ancak, birden içlerinden biri ava,z avaz bir marş söylemeye başladı!.
                Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı
                Al sancağı teslim etti Allah'a ısmarladı.
                Boş oturma çalış dedi. Hizmet eyle vatana
               Sütüm sana helal olmaz, saldırmazsan düşmana
    Biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz, avaz!.. Gözleri çakmak, çakmak... Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı.
         
    O an geldi. Birden yüzbaşı "Hücum!.."diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladı. Tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler.
          
    İşte o an, bir makineli yavruları biçiverdi. Başak taneleri gibi dökülüverdiler. Hepsi sipere geri düştüler...
    Yıl 2014; Hey Çocuk, Sen Vatanın için ne yapıyorsun?
  20. Atatürk'ten İz Bırakan Sözler - Neşe Işıldak / 144 Sayfa
 
 
  • Açıklama
      1. Atatürk ve Kadın Hakları Nutuktan Dersler - Ali Güler / 352 Sayfa Bu kitap, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Büyük Nutuk”u üzerine yaptığımız bir dizi çalışmanın sonuncusudur. Önce, Nutuk hakkında bilinmeyenleri bir kitap halinde sizlere sunduk. Ardından “Çocuklarımıza” ve “Gençlerimize” “Nutuk’tan Dersler” ana başlığı altında iki önemli eser yayımladık. “Nutuk’tan Dersler” “Kadınlar İçin Nutuk” isimli bu eserimizle tamamlanmış oldu.
         
        Atatürk’ün 23 Nisan gibi önemli bir günü bayram olarak armağan ettiği “çocuklarımız”, Cumhuriyeti emanet ettiği “gençlerimiz” ve nihayet onları yetiştiren, hayata hazırlayan “kadınlarımız” Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in kendileri için neler yaptığını öğrenmiş olacaklardır. Nutuk’u daha iyi anlamlandıracaklardır.
         
        Kadınlarımız, “ana, bacı, eş, arkadaş” olmalarının yanında, nüfusumuzun yarısını oluşturmaktadırlar. Hem Türk hem de İslam kültür ve geleneği, kadınlarımızı baş tacı etmiştir. Bu eser okunduğunda görülecektir ki, Atatürk tarihsel süreçte üzeri küllenen, adeta toplumun dışına itilmiş bulunan kadınlarımızı yeniden sosyal, siyasi, ekonomik, hayatın içinde görünür kılmıştır.
         
        Kızlarımız ve kadınlarımız bu nedenle Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i erkeklerden daha çok okumalı ve anlamalı; kazandıkları haklara sonuna kadar sahip çıkmalıdırlar. Onları koruyup geliştirmek için daha çok çalışmalıdırlar. Kaybedilen haklar bizi bir “Atatürk beklemeye” mecbur eder. O da mümkün değildir. O’nun çağdaş Cumhuriyeti’ne ve sağladığı haklara sahip çıkmak en doğru yoldur.
      2. Kurtuluştan Kuruluşa Atatürk - Ali Güler / 264 Sayfa Atatürkçü olmak şüphesizdir ki, Atatürk'ü insan olarak tanımak ve O'nun fikirlerini anlamakla mümkündür. Atatürk ve arkadaşlarının Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarken dayandıkları temel ilkeler ve esaslar bugün de önemini muhafaza etmektedir. Bu temel esaslara sahip çıkmak, Türkiye Cumhuriyeti'nin yaşatılması ve yüceltilmesi ile eş anlamlıdır.
        Devletimizin "kuruluş felsefesi"ni anlamak ve bu felsefeyi yaşatmak için, milletimizin üç bin yıllık bilinen tarihi içinden süzülüp gelen millî değerlerini, iç dinamiklerini ve Atatürk'ün bunları yorumlayış tarzını ortaya koymak gerekir.Hastalığının başlangıç aşamalarında etrafındakilerden bazıları Atatürk'e "sağlığına dikkat etmesini, çünkü O ölürse Cumhuriyet'in yıkılabileceğini" söylerler.
        Atatürk'ün bu insanlara verdiği cevap çok önemli bir cevaptır: O büyük insan der ki, "Unutmayınız ki, Mustafa Kemaller yirmi yaşındadır" Şu hâlde, yirmi yaşındaki her Türk çocuğu Atatürk olmaya aday bir Mustafa Kemal'dir.
        Bu bilinç içinde olması gereken ve Cumhuriyet'i bir emanet olarak alan Türk gençliği, maalesef zaman zaman birtakım yerli ve yabancı akım ve ideolojilerin etkisi ve propagandaları ile Cumhuriyet'imizin temel esaslarına sahip çıkma bilincini gösterememekte; yıkıcı ideoloji ve terör örgütlerinin amaçlarına hizmet etmektedir.
        Bu çalışma ile amaçlanan; gençlerimizin, milletimizin millî kültür değerlerini, Atatürk'ün bir lider, devlet ve düşünce adamı olarak bu değerlerimize getirdiği bakış açısını ve Cumhuriyet'imizin temel felsefesini oluşturan esasları anlama ve yaşatma bilinci oluşturmalarına yardımcı olmaktır.
      3. Sarı Mustafam - Ali Güler / 338 SayfaTürk milletinin yetiştirdiği en büyük insan, Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak, her şeyden önce onun yetiştiği çevreyi ve kültür ortamını iyi bilmekle mümkündür. Ülkemizde Atatürk’ün düşünceleri, ilkeleri ve yaptığı işler, genellikle incelenmiş olmakla beraber; onun soyu, aile tarihi ve içinden çıktığı kültürel ortam pek incelenmemiştir.   Bunu fırsat bilen bazı yıkıcı, bölücü insanlar ve kuruluşlar, Atatürk’ü ve onun “en büyük eserim” diyerek âdeta kutsallaştırdığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni karalamaktadırlar.
        Hiçbir belge ve bilgiye dayanmadan insanımızın beyninde ve gönlündeki “Atatürk imajını ve sevgisini”, onun soyu ve ailesi hakkında soru işaretleri oluşturarak yıkmaya çalışmaktadırlar. Şüphesiz bunlarla hukuki mücadele yapılmaktadır ve yapılacaktır.
        Fakat, bunun yeterli olduğunu ve olacağını zannetmek büyük bir gaflettir. Atatürk’ün soyu, ailesi ve bunu doğuran kültür ortamı ortaya konulmalı ve insanlarımıza, özellikle de gençlerimize anlatılmalıdır. Yine çok ihmal edilen bir konu da onun insani boyutudur.
        Atatürk bizden biridir. Bu yönü ile de gençlerimize anlatılmalıdır. Bazı okuyucular niçin “Sarı Mustafa’m”? diye sorabilir. Bu sorunun cevabı kısaca şu şekildedir: Annesi Zübeyde Hanım’ın oğlu Mustafa’ya hitabı bu idi. Çocukken onu “Sarı Mustafa’m” diyerek bağrına basan Zübeyde Hanım, Paşa oğlunu da “Sarı Paşam” diyerek yüceltiyordu.
        Milletimiz de Atatürk’ü “Sarı Paşa” olarak tanımış ve sevmiştir. Bu ad onu en iyi anlatan isimlerden biridir. Türk milletinin yetiştirdiği en büyük insan, Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak, her şeyden önce onun yetiştiği çevreyi ve kültür ortamını iyi bilmekle mümkündür.
        Ülkemizde Atatürk’ün düşünceleri, ilkeleri ve yaptığı işler, genellikle incelenmiş olmakla beraber; onun soyu, aile tarihi ve içinden çıktığı kültürel ortam pek incelenmemiştir.  
        Bunu fırsat bilen bazı yıkıcı, bölücü insanlar ve kuruluşlar, Atatürk’ü ve onun “en büyük eserim” diyerek âdeta kutsallaştırdığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni karalamaktadırlar. Hiçbir belge ve bilgiye dayanmadan insanımızın beyninde ve gönlündeki “Atatürk imajını ve sevgisini”, onun soyu ve ailesi hakkında soru işaretleri oluşturarak yıkmaya çalışmaktadırlar.
        Şüphesiz bunlarla hukuki mücadele yapılmaktadır ve yapılacaktır. Fakat, bunun yeterli olduğunu ve olacağını zannetmek büyük bir gaflettir. Atatürk’ün soyu, ailesi ve bunu doğuran kültür ortamı ortaya konulmalı ve insanlarımıza, özellikle de gençlerimize anlatılmalıdır.
        Yine çok ihmal edilen bir konu da onun insani boyutudur. Atatürk bizden biridir. Bu yönü ile de gençlerimize anlatılmalıdır. Bazı okuyucular niçin “Sarı Mustafa’m”? diye sorabilir. Bu sorunun cevabı kısaca şu şekildedir: Annesi Zübeyde Hanım’ın oğlu Mustafa’ya hitabı bu idi.
        Çocukken onu “Sarı Mustafa’m” diyerek bağrına basan Zübeyde Hanım, Paşa oğlunu da “Sarı Paşam” diyerek yüceltiyordu.
        Milletimiz de Atatürk’ü “Sarı Paşa” olarak tanımış ve sevmiştir. Bu ad onu en iyi anlatan isimlerden biridir.
      4. Dehanın Kodları - Ali Güler / 239 Sayfa
        Devletimizin kurucusu ve "çağdaş Türkiye" idealinin bayraklaşan sembolü Mustafa Kemal Atatürk'ün gerek hayatını, gerekse düşüncelerini konu alan araştırmalar son yıllarda ciddi bir artış göstermiştir. Şüphesiz yapılan araştırmaların çokluğu, bu büyük insanın hayatı ile ilgili bilgilerin ve düşüncelerinin geniş kitlelere ulaştırılması bakımından sevindirici bir gelişmedir. Fakat Atatürk, "doğru" anlaşılıp, kitlelere "doğru" anlatılmalıdır.
        Bunun için de çalışmaların "doğru" ve "sağlam" kaynaklara dayandırılması büyük önem taşımaktadır.Bu kapsamda Mustafa Kemal'in "Atatürk" hâline gelmesinde ve onun büyük "dehası"nın oluşum sürecinde yaşananların belgelere dayalı olarak ortaya konulması Atatürk'ü anlamak ve anlatmak açısından şarttır.
        Şüphesizdir ki, daha çocukluğunda başlayan ve sonraki yıllarda artarak devam eden âdeta hastalık derecesindeki "okuma tutkusu" ile "kitap sevgisi" dehayı besleyen en önemli kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır.Atatürk, hem okuyan hem de yazan bir devlet adamıdır. Kanaatimizce onu "büyük" yapan da bu özelliğidir.
        Vasıf Çınar'a söylediği sözlerden kendisinin de bu durumun farkında olduğu, yani bu konuda bilinçle hareket ettiği anlaşılmaktadır.Bu araştırmada, onun dehasının oluşum süreçleri ve bu süreçlere etki eden etkenler incelenmektedir. Aile çevresi, eğitim ve öğrenim çevresi, yabancı dil bilgisi, gazetecilik merakı, okuma tutkusu, özel kütüphanesi, etkilendiği yazarlar, şairler, düşünce adamları ve yazdığı eserler belgelere dayalı olarak incelenmiş ve yorumlanmıştır.
      5. Atatürk ve Cumhuriyeti Anlamak - Ali Güler / 342 Sayfa Devletimizi kuran Mustafa Kemal Atatürk, orta halli bir Türk ailesinin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiş, ilk çocukluk ve gençlik yıllarını Selanik gibi kozmopolit bir şehirde geçirmiştir. Dönemin en iyi eğitim kurumları sayılan askeri okullarda eğitimini tamamlamış ve genç bir kurmay subay olarak, dağılmakta olan bir imparatorluğun bütün yükünü omuzlayıp mesleki deneyimlerini çoğu zaman acı olaylarla kazanmıştır.
        Tarih o'na Türklüğün kaderinde adeta bir dönüm noktası olan 20. yüzyılın ilk çeyreğinde büyük bir sorumluluk yüklemiş ve o, bu tarihî sorumluluğu bütün olumsuzluklara rağmen cesurca üstlenip başarıya ulaşmıştır. Günümüzdeki gelişmeler, Atatürk'ün büyüklüğünü ve vizyonunu her geçen gün bir kere daha ortaya çıkarmakta ve adeta onu ölümsüzleştirmektedir. Bugünkü ve yarınki nesillere düşen görev, Atatürk'ü doğru anlayarak doğru anlatmak ve onun, “En büyük eserim,” dediği Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkmaktır.
      6. Türk'ün Unutulan Yemini Misak-ı Milli - Ali Güler / 190 Sayfa Misâk-ı Millî bir yönüyle Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in arka planını oluşturan bir siyasi ve hukuki belgedir. Bir Meclis kararı olduğu için meşruiyeti olan ve onu esas alan kurucu kadronun meşruiyetini de sağlayan bir belgedir. İkinci olarak, Misâk-ı Millî, Türk çoğunluğuna dayalı bir Türk vatanının sınırlarını çizmiştir. Bunu da dönemin uluslararası hukukuna dayanarak yapmıştır. İmparatorluğun dağılması sürecinde yeni Türk Devleti’nin hem insan hem de toprak unsurlarını gerçekçi ve insani değerlere dayalı olarak belirlemiştir. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının, Milli Mücadele’nin siyasi ve askeri süreçlerini takip ederken dayandıkları yegâne belge Misâk-ı Millî olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın ardından imzalanan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni var eden Lozan Antlaşması da bir kurucu antlaşma olarak Misâk-ı Millî kararlarına dayandırılmıştır. Yrd. Doç. Dr. Ali Güler, bu eserde arşiv belgelerine dayalı olarak Misâk-ı Millî’yi her yönüyle ele almakta, okuyucuları Türk’ün Unutulan Yeminini hatırlamaya davet etmektedir. Etrafımızda gelişen son olaylar buna ihtiyacımız olduğunu göstermektedir.
      7. Atatürk ve Ermeni Soykırım Yalanı - Harika Yamak / 160 Sayfa Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki
jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.

Geçmişte Osmanlı Devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve
jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı Devleti’ni parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan bir kısım Ermenileri kullanmışlardır.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de hâlâ Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler bulunmaktadır. Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde de soykırım iddiasını tanımaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarında kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir.

Bu kitapta,  tarihten günümüze “Ermeni Soykırım Yalanı” anlatılmaktadır.
      8. Atatürk ve Siyaset - Cevat Şenol / 240 Sayfa “Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde başlayan Millî Mücadele hareketinin temel amacı, tarih içindeki ömrünü tamamlayarak I. Dünya Savaşı sonunda yıkılan ve her taraftan işgale uğrayıp, Batı sömürgeciliğinin iştahına konu teşkil eden Osmanlı Devleti’nin enkazı ve yıkıntılarından Türk olan kısımları kurtarıp özünde Avrupa modeline uygun bağımsız bir Türk millî devleti kurmaktı.
        Millî Mücadele döneminde Misak-ı Millî’de ifadesini bulan bu temel amaç, sınırlı ve gerçekçi, ama haklılığı inkâr edilemeyecek bir hedefti. Böylece Anadolu’daki millî hareket daha başlangıçta, kendi kendini sınırladığını göstermekle başkaları tarafından tanınmasını kolaylaştırmıştır. Millî Mücadele’nin dış politikasının temel niteliği, bu gerçekçiliği ve hedeflerinin tespitindeki ustalığıydı.”
        (Mehmet Günlübol-Ömer Kürkçüoğlu, “Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasına Genel Bir Bakış”)
      9. Atatürk'ün Doğu Politikası ve Kürt İsyanları - Turan Bozkurt / 224 Sayfa 
        Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, milli Mücadele’den sonra ülkenin doğusuyla, batısıyla, güneyiyle, kuzeyiyle bir kalkınma hamlesine girişmişti. Bunun için çeşitli projeler geliştirdi. Ülkenin kalkınması için iç yönetim kuruluşlarını yurdun doğu bölgelerinden başlayarak genişletme gereği duydu. Dersim bölgesinde önemli bir reform programının uygulanması da düşündü. Ülkeyi bir baştan bir başa demir yolları ile bağladı. Ancak ne hazindir ki, özellikle dış güçlerin ve emperyalist devletlerin kışkırtmasıyla Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde bu kalkınma politikalarına karşı çıkanlar oldu. Bu karşı çıkışlar bazen de iç isyanları beraberinde getirdi. Bu kalkışmalar ülkenin kalkınmasına ve ilerlemesine büyük darbeler vurmuştur. Atatürk döneminde Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde meydana gelen bu isyanların temel karakterinin emperyalistlerin kışkırtmasıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu halkını çeşitli vasıtalarla ulusumuzun bir parçası olmaktan çıkarmak olduğunun altını çizmiş ve şöyle değerlendirmiştir: “Kürt sorunu, Türklerin çıkarı için kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü, bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt öğeleri öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını da kaybede ede ve Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek, Türkiye’yi mahvetmek gerekir.”Elinizdeki eserde Atatürk’ün Doğu Anadolu’da yaptığı yatırımları ve Osmanlı’dan günümüze çıkarılan Kürt isyanlarının serüvenini okuyacaksınız.
      10. Atatürk'ün Son 100 Günü - Cevat Şenol / 232 Sayfa 
        Atatürk daha önce de bazı rahatsızlıklar geçirmiştir. Ancak onu esas sarsan, sonunda onu ölüme kadar götürecek olan bir karaciğer rahatsızlığı olan "siroz"dur. Ama sirozun başlangıcını doktorlar 1936 yılına kadar götürürler. Çünkü halsizlik ve yorgunluk Atatürk'te o yıllarda görülmeye başlar. Hastalığın gerçek belirtileri 1937'de ortaya çıkar. Gittikçe sıklaşan burun kanamalarını, vücutta kaşıntılar izler. Ne var ki, bu kaşıntılar değişik nedenlere bağlanır, hatta 1937 sonbaharında karıncaların bastığı Çankaya Köşkü'nde yoğun bir karınca savaşı bile yapılır. Doktorlar, Atatürk'teki belirtileri görmelerine rağmen doğru teşhis koyamazlar ve hastalığın ilerlemesine neden olurlar. 11 Kasım 1923'te Çankaya'da öğle yemeğinden sonra göğsünde ve sol kolunda ağrı hisseden Gazi'yi ve eşi Latife Hanım'ı orada tesadüfen bulunan Dr. Refik Saydam tedavi etmiş ve Atatürk'ün krizi atlatmasını sağlamıştı. Cumhurbaşkanı iki gün sonra, 13 Kasım 1923'te bir kriz daha geçirince, Prof. Dr. Neşet Omer, Ankara'ya çağrılmış ve Atatürk ile Latife Hanım'ı tedavi etmiştir. İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Neşet Omer (İrdelp) rahatsızlığın çok çalışmaktan, yorgunluktan kaynaklandığını, alkolü, tütünü, kahveyi azaltması, dinlenmesi gerektiğini, bu dinlenmenin Akdeniz sahillerinde yerine getirilmesinin iyi olacağını ifade etmişti. 28 Mart 1938'de, Ankara'ya gelen Dr. Fissenger, Atatürk'ü muayene eden ve karın kısmında az miktarda da olsa su toplandığını belirtti. Dr. Asım Aral ve Neşet Ömer beylere durumu açıkladı ve hastanın istirahat etmesini önerdi. Dr. Asım ifadesine göre Türk doktorları, Atatürk'ten çekindikleri için her şeyi olduğu gibi Atatürk'e söyleyemiyorlardı. 30 Mart 1938'de, Atatürk'ün sıhhatinin endişe verici olmadığı ve bir buçuk ay istirahat edeceği açıklandı. 8 Haziran 1938'de, Prof. Dr. Fissenger tekrar Türkiye'ye gelip, İstanbul'da Savarona Yatı'nda Atatürk'ü muayene etti ve 10 Haziran 1938'de gerekli direktifleri verdikten sonra ayrıldı. Atatürk bu rahatsızlığı arasında Hatay sorunu ile çok ilgilenir. Hatta 19 Mayıs 1938'de hasta hasta Mersin'e, İskenderun'a gider.
        Adana'da güneş altında Türk ordusunun geçit törenini izler. Atatürk, Mersin dönüşü Ankara'ya uğrar. Ankara'da fazla kalmaz, 27 Mayıs günü İstanbura gider.
        Dr. Reşat Belger'in ifade ettiği üzere, Atatürk'ün hafızasında bir zayıflama olmamıştır. Oysa bunun tersini ortaya atanlar vardı. Ancak, durumu iyi değildi ve Fissenger de durumu iyi görmüyordu. Eylül sonlarına doğru Atatürk'te kımıldayacak hâl kalmamıştı. Hâlsizliğinden sigarayı parmaklarının arasında tutamıyordu. Atatürk, ilk kez ağır komaya, 16 Ekim 1938'de girdi.
      11. Cumhuriyet Halk Fırkası - Kahraman Yusufoğlu / 248 Sayfa  Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihine 27 yıl yönetiminde tek söz sahibi Cumhuriyet Halk Fıkrası olmuştur.
        Cumhuriyet Halk Fıkrası, Atatürk ve arkadaşlarının öncülüğünde 9 Eylül 1923’te kurulmuştur. Önceleri “Halk Fırkası” adını alan siyasi oluşum 1924 yılında “Cumhuriyet Halk Fırkası” adını almıştır. “Cumhuriyet Halk Fırkası” 1935 yılında yapılan bir toplantının ardından “Cumhuriyet Halk Partisi” adını almış ve bu isimle günümüze kadar gelmiştir.
        17 Kasım 1924 yılında “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası”, 13 Ağustos 1930 yılında da  “Serbest Cumhuriyet Fırkası” isimli iki parti kurulmuş ancak çok kısa zaman içinde kapatılmış ve 1950’ye kadar tek parti olarak Cumhuriyet Halk Fıkrası iktidarı elinde tutmuştur.
        Cumhuriyet Halk Fıkrası, 1927 yılında “Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik” ilkeleri CHP’nin dört temel ilkesi olarak benimsenmiştir. 1935 yılında “Devletçilik ve İnkılâpçılık” ilkeleri de eklenerek Partinin ilkeleri altıya çıkarılmıştır. Partinin amblemi olan 6 ok bu ilkeleri simgelemektedir.
        1935 yılında “Cumhuriyet Halk Partisi” ismini alan “Cumhuriyet Halk Fıkrası”, hukuk ve eğitim gibi toplumsal alanlarda gerçekleştirdiği reformlarla çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni biçimlenmesinde önemli rol oynamıştır.
         
      12. Belgelerle Dersim Gerçeği - Turan Bozkurt / 256 Sayfa 
        Yakın tarihimizin en çok tartışılan konularından biri Dersim’de 1937-1938 yıllarında yaşanan olaylar olmuştur. Değişik sebeplerle Dersim olayları üzerindeki sır perdesi bir türlü aralanamadığı için tartışmalardan kurtulmak mümkün olmuyor. Kimisi katliam yapıldı derken, kimisi de devlete isyan edenlere gereken ceza verildi diyor.
        Peki, gerçek ne? Gerçekten de Dersim’de bir katliam mı yaşandı; yoksa devlete isyan eden isyancılar mı bastırıldı?
        Elinizdeki eser bu niyetle yola çıkılarak hazırlandı. Mümkün mertebe yorumlardan kaçınarak belgeler ve hatıralar ışığında tarafların görüşleri ortaya kondu. Dersim’in coğrafî ve tarihi yönleri, Seyit Rıza’nın olaylardaki rolü, dönemin siyasî durumu, olaylarda bizzat bulunan siyasîler, askerler ve diğer şahitlerin yaşadıkları ve özellikle İngiliz, Fransız ve Rus belgelerinde olayların rapor ediliş biçimleri ortaya konulmaya çalışıldı.
        Çalışmamızın maksadız hangi tarafın haklı olup olmadığı hususunda hüküm vermek değil, bir nebzede olsa tarihi bir hâdiseye ışık tutmaktır.
      13. Ne Mutlu Türküm Diyene - Kahraman Yusufoğlu / 192 Sayfa 
        Benim adım Mustafa Kemal’dir. Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Eğer beni onurlandırmak istiyorsan, Türkiyeli Türkoğlu Türk Mustafa Kemal diye çağır.
        Benim hayat yolum şu düstur olacaktır: Türklük ve Türkler en yüksekte… Bu memleket tarihte Türk’tü, halde de Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.”
        Türk Milleti büyük bir aslandır. Biz hepimiz onun tüyleri arasına sıkışmış ve sığınmış gözle görülmez küçük varlıklarız. O aslanın büyük hareketleri ve hamleleri ise inkılâp hareketleri ve hamleleridir. Bu arslanı tahrik edebilmek… İşte bizim için iftihar edilebilecek rol budur.
        Kahraman Türk Milleti, tarih boyunca vatanı için can vermekte bir an bile tereddüt etmemiştir. Her karışı şehit kanları ile sulanmış olan vatan toprağı, tüm Türk Milleti için kutsaldır.
        Türk Milletinin karakteri yüksektir, Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir. Bir Türk dünyaya bedeldir.
        Ne Mutlu Türküm Diyene!
      14. Atatürk ve CHP'nin Saklı Tarihi - Ali Kuzu / 288 Sayfa 
        Başbakan İsmet İnönü’ye,
        Hatırlarsınız, Türk köylüsünün Türk’ün efendisi olduğunu söylediğim zamanı. Ben o efendinin istek ve iradesi altında yıllardan beri çalışmış olan hizmetkârıyım. Şimdi beni çok heyecanlandıran olay, Türk köylüsüne önemsiz de olsa küçük bir görev yapmış olduğumdur.
        Milletin yüksek temsilciler kurulu bunu iyi görmüş ve kabul etmişler ise, benim için ne unutulmaz bir mutluluk anısını bana vermişlerdir.
        Bundan dolayı çok yüksek zevkle millete, ülkeye ve Cumhuriyet Hükümeti’ne yapmaya zorunlu olduğum görevlerden en basiti karşısında gösterilen yakınlıktan, değerinin anlaşılmasından ne kadar duygulandığımı anlatmakta zorlanıyorum.
        Söz konusu olan armağanın yüksek Türk Milleti’ne benim asıl vermeyi düşündüğüm armağana göre hiçbir değeri yoktur. Ben gerektiği zaman, en büyük armağanım olmak üzere Türk Milleti’ne canımı vereceğim.                                
        13 Haziran 1937 - Kemal Atatürk
      15. Atatürk ve Kayıp Kıta Mu'nun Şifresi - Harika Yamak / 168 Sayfa Yakın ve uzak çağlar düşünülürse Türk’e yurtluk etmemiş bir kıta yoktur. Bütün yeryüzünde Asya, Avrupa, Afrika, Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekleri yeni tarih belgeleri göstermektedir...
        Mustafa Kemal Atatürk
      16. Geldikleri Gibi Giderler - Kahraman Yusufoğlu / 200 Sayfa 
        “Atatürk Cumhuriyeti'ni korumak için elbette pek çok kahraman elinden geleni yaptı, müthiş bir imece yaşandı ama, değerli ağabeyim Uğur Dündar'a özel teşekkür borçluyuz.
         
        Demokrasi tarihimizin en kritik mücadelesinde, desteğine ihtiyaç hissettiğimiz pek çok kişi masanın altına saklanırken, tüm kariyerini, hayatını ortaya koydu, bilgi verdi, güç verdi, moral verdi.
        *
        İzlenme oranları kanıtlıyor ki…
        Güvenilir karakteriyle milyonlarca insanın tutunduğu tek dal oldu.
        Daima sıcacık gülen yüzüyle, en karamsar günlerimizde umut oldu.
        *
        İyi ki varsın Uğur Dündar…
        İyi ki hayatımızdasın.
        Milletçe sınavdan geçtiğimiz şu günlerde, adını tüm yurtseverlerin yüreğine yazdın. Tarih de adını “mücevher taşa” yazacak.”
        (Yılmaz ÖZDİL-16 Nisan 2017-SÖZCÜ)
      17. Anılarla Atatürk - Cevat Şenol / 216 Sayfa 
        Şükrü Kaya anlatıyor:
         
        30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaların birinde, masada idik. Pek çok memleket meselesinin istişare edilmesinin ardından, Paşa’ya ara sıra aklıma gelen, ama bir türlü sormaya fırsat bulamadığım şu soruyu yönelttim:
         
        Paşam, İstiklal Savaşı’nda Başkomutan sıfatıyla muhaberelerde verdiğiniz emirler bir yerde toplanmış mıdır? Verdiği yanıt şu oldu: Bir gün Kurtuluş Savaşı’nın, Milli Mücadele’ nin askeri tarihini ayzacaklar, belki de benim Başkomutan sıfatıyla verdiğim bir yazılı ve imzalı emrime rastlamayacaklardır. Savaş arkadaşlarım buradadır, hep bilirler; ben muhaberede daima o cepheden bu cepheye gider, yapılması gereken hareketleri komutanlara dikte eder, onlara not ettirir ve kendilerini de inandırdıktan sonra , Şimdi ordu birliklerimize derhal bu hareketlerin yapılmasını kendi imzanızla bildiriniz. derdim.
      18. Atatürk'ün Katıldığı Savaşlar - Cevat Şenol / 240 Sayfa 
        Türk milleti, tarihi boyunca büyük komutanlar, hükümdarlar ve liderler yetiştirmiş bir millettir.
        Kuşku yok ki bu kahramanlar zincirinin son halkası,düştüğü yerde yok olması beklenen, düşmanlarının çeşitli saldırıları karşısında bunalan ve bitişine kesin gözüyle bakılan Türk milletinin başına geçip onu Kurtuluş’a  götüren Mustafa Kemal Atatürk’tür.
        Ordu yorgun, millet yoksul ve kimi yöneticileri ihanet içinde iken, “Kurtuluş mecburidirve mümkündür” diyen Mustafa Kemal’in katıldığı savaşalar, kazandığı zaferler bu çalışmanın asıl konusudur.
        Fakat onu büyük kılanın yalnızca askeri dehası olmaması, askeri dehasını kuvvetlendiren bir siyasi ve diplomatik zekaya da sahip bulunması, o zaferlerin peşinden gelen barış çalışmalarını da ele almamızı gerektirdi.
        Türk yurduna saldıranları perişan eden büyük bir asker, o zaferleri ustalıkla diplomatik başarıya çeviren bir diplomatik, başarıya çeviren bir diplomat, milletini ayağa kaldıran bir devlet adamı olarak Mustafa Kemal’in bu başarıları hangi koşullarla kuşatılmışken gerçekleştirdiği de çalışmamızın kapsamıda ortaya konulmuştur.
      19. Mahşerin Kanlı Çiçekleri Çanakkale - Ali Kuzu / 288 Sayfa Yıl 1915;
         ... Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu.
              
        Bir gün önce şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde bir yumak gibi birbirine sarılmış tir, tir titriyorlardı.
        Onlar, bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı.
              
        Ancak, birden içlerinden biri ava,z avaz bir marş söylemeye başladı!.
                    Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı
                    Al sancağı teslim etti Allah'a ısmarladı.
                    Boş oturma çalış dedi. Hizmet eyle vatana
                   Sütüm sana helal olmaz, saldırmazsan düşmana
        Biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz, avaz!.. Gözleri çakmak, çakmak... Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı.
             
        O an geldi. Birden yüzbaşı "Hücum!.."diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladı. Tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler.
              
        İşte o an, bir makineli yavruları biçiverdi. Başak taneleri gibi dökülüverdiler. Hepsi sipere geri düştüler...
        Yıl 2014; Hey Çocuk, Sen Vatanın için ne yapıyorsun?
      20. Atatürk'ten İz Bırakan Sözler - Neşe Işıldak / 144 Sayfa
       
       
  • Taksit Seçenekleri
    • Axess Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      79,00   
      79,00   
      2
      41,08   
      82,16   
      3
      27,91   
      83,74   
      6
      14,22   
      85,32   
      9
      9,66   
      86,90   
      Finansbank Kartları
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      79,00   
      79,00   
      2
      41,08   
      82,16   
      3
      27,91   
      83,74   
      6
      14,22   
      85,32   
      9
      9,66   
      86,90   
      Bonus Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      79,00   
      79,00   
      2
      41,08   
      82,16   
      3
      27,91   
      83,74   
      6
      14,22   
      85,32   
      9
      9,66   
      86,90   
      Paraf Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      79,00   
      79,00   
      2
      41,08   
      82,16   
      3
      27,91   
      83,74   
      6
      14,22   
      85,32   
      9
      9,66   
      86,90   
      Maximum Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      79,00   
      79,00   
      2
      41,08   
      82,16   
      3
      27,91   
      83,74   
      6
      14,22   
      85,32   
      9
      9,66   
      86,90   
      World Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      79,00   
      79,00   
      2
      41,08   
      82,16   
      3
      27,91   
      83,74   
      6
      14,22   
      85,32   
      9
      9,66   
      86,90   
      Diğer Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      79,00   
      79,00   
      2
      -   
      -   
      3
      -   
      -   
      6
      -   
      -   
      9
      -   
      -   
  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
  • Yayınevinin Diğer Kitapları
Kapat