Sepetim 0 Toplam: 0,00 TL
%40
İhsan Eliaçık Seti %40 indirimli R. İhsan Eliaçık

İhsan Eliaçık Seti

Liste Fiyatı : 149,00TL
İndirimli Fiyat : 89,00TL
Kazancınız : 60,00TL
Taksitli fiyat : 9 x 10,88TL
8996325689987
627863
İhsan Eliaçık Seti
İhsan Eliaçık Seti
Tekin Yayınevi
89.00

SOSYAL İSLAM

Bu dine girmek için önce tüm mülkün (bilgi, iktidar ve servet) Allah’a (halka) ait olduğunu kabul edeceksiniz yani “Lehü’l-mülk” diyeceksiniz. Bunlar üzerinde oluşturulan tüm tekelleri reddedeceksiniz.

Bilginin, iktidarın ve servetin; bilginler, yöneticiler ve zenginler arasında dönüp dolanan bir tahakküm aracı olmasına karşı çıkacak, halka dağıtılmasını isteyeceksiniz. Bu; kelime-i tevhidin birinci cümlesi oluyor.

Birileri bilgiyi, iktidarı ve serveti (mülkü) ele geçirip halk üzerinde bunlardan kaynaklanan bir tahakküm ve hegemonya kurmaya kalkışıyorsa onlara “La” (Hayır!) diyeceksiniz. Çünkü onlar böyle yapmakla halk üzerinde “ilahlık” taslamış oluyorlar. Demek ki “Lailahe illallah”, kelime-i tevhidin ikinci cümlesi oluyor.

Sonra tarih boyunca tüm peygamberlerin bu manada kendi zamanlarının sözünü söylediğini, hassaten de 7. yüzyılda Abdullah’ın oğlu Muhammed’in Allah’ın elçisi olarak insanları buna çağırdığını kabul edeceksiniz; “Muhammedun Resulullah…” Bu da kelime-i tevhidi dünyaya duyuran elçilik kurumu oluyor.

 

MEHMET AKİF ERSOY

Muhammed İkbal, Mehmet Akif Ersoy ve Aliya İzzetbegoviç’in ortak özelliği, yok oluş sürecinde “varoluş mücadelesi” veren aynı ümmete mensup üç milletin sembol simaları olmalarıdır. Muhammed İkbal Pakistan’ın, Mehmet Akif Türkiye’nin, Begoviç de Bosna’nın unutulmaz şahsiyetleridir.

Mazlum Müslüman milletlerinin haykıran sesleri, varoluş sancısı çeken entelektüel zihinleri olan bu simalar, yeni kuşaklar tarafından tanınmak ve bilinmek durumundadır. Bu simaların her biri, “Ey şark milletleri şimdi ne yapmak lazım?” sorusuna verilecek teorik ve pratik cevabın ne olabileceğini göstermişlerdir.

Büyük İslam ümmetinin Türkiye’den Pakistan’a, Bosna’dan Çeçenistan’a, Filistin’den Irak’a varoluş mücadelesi ile dolu son yüz elli yılının bütün karakteristik özeliklerini bu simalarda bulmak mümkündür.

Elinizdeki kitapta, “Bir milletin haykıran şairi, aidiyet ve haysiyet sahibi aydını nasıl olunur?” sorusunun cevabını bulacaksınız.

Mehmet Akif Ersoy üzerine yeniden düşünmek size çok şey kazandıracak.

 

IBN HALDUN

 

İbn Haldun denilince İslam düşünce tarihine tam sekiz yüzyıl sonra “dönüp şöyle bir bakmanın” ifadesi anlaşılmalıdır. Çünkü o ünlü “Mukaddime”siyle İslam kültür ve medeniyetinin siyasi/sos-yal/kültürel bir analizini yapmış, “Buraya kadar olanların anlamı nedir?” sorusunu sormuş, sonraki nesillere “Buradan çıkarılacak dersler şunlardır” diyerek yepyeni bir çığır açmıştır.

Bu açıdan, İslam düşüncesindeki yenilikçi damar¬ların en güçlü temsilcilerinden olan İbn Haldun, kararmaya yüz tutan İslam semasının âdeta son yıldızlarından birisidir.

 

DEMOKRATİK ÖZGÜRLÜKÇÜ İSLAM

Kur’an evrensel olana çağırıyor…

Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz, saldırısız ve savaşsız bir dünyaya (cennete) çağırıyor…
Akla, vicdana, adalete, doğruluğa, dürüstlüğe, öldürmemeye, çalmamaya, halkına yalan söylememeye, haram yememeye, yetim hakkına el uzatmamaya, yolsuzluk yapmamaya, rüşvet yememeye çağırıyor…

Demokratik İslam, Kur'an'ın tüm dilleri ve renkleri ayet görüp, halkları, kabileleri, ulusları, kimlikleri tanıyıp, hepsinin adil, özgür ve eşit birlikteliğini savunmaktır. Demokratik İslam, son hak dinin iktidarı ve devleti değil;  toplumu önceleyen sivil ve çoğulcu boyutunu öne çıkarmaktan ibarettir. 

Ortadoğu’da her yer kan gölü, insan hakları, demokrasi, hak-hukuk, adalet yerlerde sürünüyor. Özellikle Suriye’de ortaya çıkan İslami hareketler, birtakım cihatçı gruplar Alevilerin, Kürtlerin kanı, malı, ırzı, namusu helaldir diye fetvalar veriyor…

Kur'an'da namaz kılmamanın, oruç tutmamanın, başını örtmemenin herhangi bir cezası yok, ama dört şeyin; öldürmenin, çalmanın, iftiranın ve zinanın cezası var.

Bölge halkları olan biz Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, Şiiler, Süryaniler, Êzidîler, Ermeniler, Rumlar, Araplar, Farslar birbirimize egemenlik taslamadan nasıl ortaklıklar kurabiliriz?

Etrafı kan gölüne dönmüş, sultanlık, diktatörlük, ağalık, beylik, hanedanlık, tefrika, cehalet ve yoksullukla boğuşan coğrafyamızın kahır, hüzün ve kederden başka bir şey görünmeyen ufuklarında Medine Sözleşmesi'nin adalete, eşitliğe dayalı sivil ve çoğulcu ruhuyla Demokratik İslam anlayışının güneşi doğabilir.

Ezilenlerin Rabbi olan Allah, İkbal'in dediği gibi mazlum milletlerle birlikte tarihin meydanında yürür ve tarihi onlarla birlikte yeniden yapar. Böylesi yüce bir davaya memur olmakla biz davaya şeref katmaz, tam tersi şeref kazanırız. 

 

ALİYA İZZET BEGOVİÇ

Muhammed İkbal, Mehmet Akif Ersoy ve Aliya İzzetbegoviç’in ortak özelliği; yok oluş sürecinde “varoluş mücadelesi” veren aynı ümmete mensup, üç milletin sembol simaları olmalarıdır.

Muhammed İkbal Pakistan’ın, Mehmet Akif Türkiye’nin, Begoviç de Bosna’nın unutulmaz simalarıdır.  Aliya İzzetbegoviç tek kelimeyle Bosna’yı Bosna yapan ruhun kendisine yansıdığı simadır. Begoviçsiz Bosna, İslamsız da Begoviç düşünülemez. Bunlar bir bütün halinde Aliya İzzetbegoviç’in şahsında billurlaşmıştır.
Begoviç örneği, İslamın, nasıl bir halkın vicdanı ve dili olabileceğinin ve Müslüman milletler için ne anlam ifade ettiğinin göstergesidir.

Aliya İzzetbegoviç mücadelesi ile böylesi bir bilinci ve idraki hatırlatmıştır. İşte bu idrak, geleceğin perspektifi ile beraber küresel saldırganlık karşısında tutunacağımız şeyin ne olduğunu da göstermektedir. Aliya İzzetbegoviç üzerine yeniden düşünmek size çok şey kazandıracak.

 

ALİ ŞERİATİ

Ali Şeriatî’nin, çağdaş İslam düşüncesinin en çarpıcı, yenilikçi simalarından birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Onun insanları çağırdığı “öz” İslamın yenilikçi özüdür. Ali Şeriatî “öze dönüş” derken “gelenekçi” değil “yenilikçi” bir İslam anlamaktadır.

Şeriatî’nin zihnindeki “öze dönüş” kavramı, Kur’an’ın mesajına ve peygamberin sade hayatına dönüş demektir. Sınıfların, parçalanmaların, hiyerarşilerin ortadan kaldırılıp eşitlikçi bir toplum kurulmasını amaçlar, bunu “öze dönüş” olarak görür.

Muhammed İkbal ve Cemaleddin Afgani’nin fikirlerinden etkilenmiş olan Şeriatî, Afgani ve Abduh tarafından başlatılan İslami özgürlük ve uyanış hareketinin devam ettirilmesi gerektiğinin farkındadır. Bunu bir süreç olarak görmüş ve İran coğrafyasında kendi üzerine düşeni ifa ederek sorumluluğunu yerine getirmek istemiştir.

Diğer yenilikçilerin çoğu gibi bir yandan Batı’yla boğuşup diğer yandan gelenekle hesaplaşarak iki cephede mücadelesini sürdürmüş olan Şeriatî’nin zihin dünyasında yaptığımız bu kısa yolculuk gösteriyor ki birçok alanda yenilik arayışlarına giren, adeta çırpınan, sorumlu bir Müslüman aydınla karşı karşıyayız.

 

ŞEYH BEDRETTİN

Şeyh Bedreddin Serez çarşısında çıplak olarak asıldığında elli altı yaşındaydı. Hanedan soyundan gelen Bedreddin, çok iyi eğitim almış, Osmanlı’da kazaskerlik görevinde bulunmuş, Mısır’da şehzadelere ders vermiş döneminin saygın bir düşünürü ve alimiydi.

Osmanlı’nın zulmünden, kadıların rüşvetçiliğinden, din istismarından, aşırı vergilerden bıkıp usanmış, yaka silkmiş olan her inançtan insan, küçük birimler halinde birlikte yaşamayı, beraber üretmeyi ve paylaşmayı savunan Bedreddin’in etrafında toplanmış ve isyana katılmıştır. Şeyh Bedreddin adeta önderini bekleyen bir isyanı başlatmıştır. Bu isyanda Müslümanlar ve gayrimüslimler, Aleviler, Sünniler, Kalenderiler, farklı din ve mezheplerden on bin kişi bir araya gelerek Osmanlı ordusuyla savaşmış, sekiz bin kişi başı kesilerek öldürülmüştür.

Şeyh Bedreddin’in dönemin egemeni olan padişahı bu kadar korkutan, kitapları yakılarak, mezarının yeri beş yüzyıl gizlenerek bu topraklardan silinmek istenen fikri yoksulların toprak sahibi olması, ortaklaşmacı üretim tarzıydı.

Şeyh Bedreddin’in merkezinde olduğu bu isyanın tarihi aynı zamanda yaşadığımız topraklardaki ezilenlerin, yoksulların tarihidir.

 

MUHAMMED İKBAL

Muhammed İkbal'in yaşadığı 1873-1938 yılları dünya tarihinde büyük dönüşümlerin yaşandığı yıllardı. Bir taraftan Osmanlı'nınşahsında İslam medeniyeti çöküş yaşarken diğer taraftan da Batı uygarlığı olanca ihtişamı ile zirvelere çıkıyordu.

Muhammed İkbal, kaybolan bir çağın haykıran son şairlerinden birisi oldu. Giderek nefesi Doğu İslamının şiirsel soluğu haline geldi. Yeni durum karşısında; "Ey şark milletleri! Şimdi ne yapmak lazım?" diye sorarak, yoğun bir arayışın içine girdi.

Muhammed İkbal, şark milletlerine "yeniden inşa" çağrısı yaptı. Artık "ihya" çağları geride kalmıştı. İslam ümmeti eskilerin külüne değil ateşine sahip çıkarak ayağa kalkabilirdi. Bunun için yapılması gereken "bir büyük sentez" ve "bir büyük bütün" oluşturmaktı.

İkbal üzerine uzun yıllardır süren okumalarımın kısa bir özeti olan bu eserde, Doğu İslamının bu haykıran şairinin ruh ve düşünce dünyasını bulacak, İslam milletlerine yönelik çağrısınıntemel izlerini okuyacaksınız.

  • Açıklama
    • SOSYAL İSLAM

      Bu dine girmek için önce tüm mülkün (bilgi, iktidar ve servet) Allah’a (halka) ait olduğunu kabul edeceksiniz yani “Lehü’l-mülk” diyeceksiniz. Bunlar üzerinde oluşturulan tüm tekelleri reddedeceksiniz.

      Bilginin, iktidarın ve servetin; bilginler, yöneticiler ve zenginler arasında dönüp dolanan bir tahakküm aracı olmasına karşı çıkacak, halka dağıtılmasını isteyeceksiniz. Bu; kelime-i tevhidin birinci cümlesi oluyor.

      Birileri bilgiyi, iktidarı ve serveti (mülkü) ele geçirip halk üzerinde bunlardan kaynaklanan bir tahakküm ve hegemonya kurmaya kalkışıyorsa onlara “La” (Hayır!) diyeceksiniz. Çünkü onlar böyle yapmakla halk üzerinde “ilahlık” taslamış oluyorlar. Demek ki “Lailahe illallah”, kelime-i tevhidin ikinci cümlesi oluyor.

      Sonra tarih boyunca tüm peygamberlerin bu manada kendi zamanlarının sözünü söylediğini, hassaten de 7. yüzyılda Abdullah’ın oğlu Muhammed’in Allah’ın elçisi olarak insanları buna çağırdığını kabul edeceksiniz; “Muhammedun Resulullah…” Bu da kelime-i tevhidi dünyaya duyuran elçilik kurumu oluyor.

       

      MEHMET AKİF ERSOY

      Muhammed İkbal, Mehmet Akif Ersoy ve Aliya İzzetbegoviç’in ortak özelliği, yok oluş sürecinde “varoluş mücadelesi” veren aynı ümmete mensup üç milletin sembol simaları olmalarıdır. Muhammed İkbal Pakistan’ın, Mehmet Akif Türkiye’nin, Begoviç de Bosna’nın unutulmaz şahsiyetleridir.

      Mazlum Müslüman milletlerinin haykıran sesleri, varoluş sancısı çeken entelektüel zihinleri olan bu simalar, yeni kuşaklar tarafından tanınmak ve bilinmek durumundadır. Bu simaların her biri, “Ey şark milletleri şimdi ne yapmak lazım?” sorusuna verilecek teorik ve pratik cevabın ne olabileceğini göstermişlerdir.

      Büyük İslam ümmetinin Türkiye’den Pakistan’a, Bosna’dan Çeçenistan’a, Filistin’den Irak’a varoluş mücadelesi ile dolu son yüz elli yılının bütün karakteristik özeliklerini bu simalarda bulmak mümkündür.

      Elinizdeki kitapta, “Bir milletin haykıran şairi, aidiyet ve haysiyet sahibi aydını nasıl olunur?” sorusunun cevabını bulacaksınız.

      Mehmet Akif Ersoy üzerine yeniden düşünmek size çok şey kazandıracak.

       

      IBN HALDUN

       

      İbn Haldun denilince İslam düşünce tarihine tam sekiz yüzyıl sonra “dönüp şöyle bir bakmanın” ifadesi anlaşılmalıdır. Çünkü o ünlü “Mukaddime”siyle İslam kültür ve medeniyetinin siyasi/sos-yal/kültürel bir analizini yapmış, “Buraya kadar olanların anlamı nedir?” sorusunu sormuş, sonraki nesillere “Buradan çıkarılacak dersler şunlardır” diyerek yepyeni bir çığır açmıştır.

      Bu açıdan, İslam düşüncesindeki yenilikçi damar¬ların en güçlü temsilcilerinden olan İbn Haldun, kararmaya yüz tutan İslam semasının âdeta son yıldızlarından birisidir.

       

      DEMOKRATİK ÖZGÜRLÜKÇÜ İSLAM

      Kur’an evrensel olana çağırıyor…

      Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz, saldırısız ve savaşsız bir dünyaya (cennete) çağırıyor…
      Akla, vicdana, adalete, doğruluğa, dürüstlüğe, öldürmemeye, çalmamaya, halkına yalan söylememeye, haram yememeye, yetim hakkına el uzatmamaya, yolsuzluk yapmamaya, rüşvet yememeye çağırıyor…

      Demokratik İslam, Kur'an'ın tüm dilleri ve renkleri ayet görüp, halkları, kabileleri, ulusları, kimlikleri tanıyıp, hepsinin adil, özgür ve eşit birlikteliğini savunmaktır. Demokratik İslam, son hak dinin iktidarı ve devleti değil;  toplumu önceleyen sivil ve çoğulcu boyutunu öne çıkarmaktan ibarettir. 

      Ortadoğu’da her yer kan gölü, insan hakları, demokrasi, hak-hukuk, adalet yerlerde sürünüyor. Özellikle Suriye’de ortaya çıkan İslami hareketler, birtakım cihatçı gruplar Alevilerin, Kürtlerin kanı, malı, ırzı, namusu helaldir diye fetvalar veriyor…

      Kur'an'da namaz kılmamanın, oruç tutmamanın, başını örtmemenin herhangi bir cezası yok, ama dört şeyin; öldürmenin, çalmanın, iftiranın ve zinanın cezası var.

      Bölge halkları olan biz Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, Şiiler, Süryaniler, Êzidîler, Ermeniler, Rumlar, Araplar, Farslar birbirimize egemenlik taslamadan nasıl ortaklıklar kurabiliriz?

      Etrafı kan gölüne dönmüş, sultanlık, diktatörlük, ağalık, beylik, hanedanlık, tefrika, cehalet ve yoksullukla boğuşan coğrafyamızın kahır, hüzün ve kederden başka bir şey görünmeyen ufuklarında Medine Sözleşmesi'nin adalete, eşitliğe dayalı sivil ve çoğulcu ruhuyla Demokratik İslam anlayışının güneşi doğabilir.

      Ezilenlerin Rabbi olan Allah, İkbal'in dediği gibi mazlum milletlerle birlikte tarihin meydanında yürür ve tarihi onlarla birlikte yeniden yapar. Böylesi yüce bir davaya memur olmakla biz davaya şeref katmaz, tam tersi şeref kazanırız. 

       

      ALİYA İZZET BEGOVİÇ

      Muhammed İkbal, Mehmet Akif Ersoy ve Aliya İzzetbegoviç’in ortak özelliği; yok oluş sürecinde “varoluş mücadelesi” veren aynı ümmete mensup, üç milletin sembol simaları olmalarıdır.

      Muhammed İkbal Pakistan’ın, Mehmet Akif Türkiye’nin, Begoviç de Bosna’nın unutulmaz simalarıdır.  Aliya İzzetbegoviç tek kelimeyle Bosna’yı Bosna yapan ruhun kendisine yansıdığı simadır. Begoviçsiz Bosna, İslamsız da Begoviç düşünülemez. Bunlar bir bütün halinde Aliya İzzetbegoviç’in şahsında billurlaşmıştır.
      Begoviç örneği, İslamın, nasıl bir halkın vicdanı ve dili olabileceğinin ve Müslüman milletler için ne anlam ifade ettiğinin göstergesidir.

      Aliya İzzetbegoviç mücadelesi ile böylesi bir bilinci ve idraki hatırlatmıştır. İşte bu idrak, geleceğin perspektifi ile beraber küresel saldırganlık karşısında tutunacağımız şeyin ne olduğunu da göstermektedir. Aliya İzzetbegoviç üzerine yeniden düşünmek size çok şey kazandıracak.

       

      ALİ ŞERİATİ

      Ali Şeriatî’nin, çağdaş İslam düşüncesinin en çarpıcı, yenilikçi simalarından birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Onun insanları çağırdığı “öz” İslamın yenilikçi özüdür. Ali Şeriatî “öze dönüş” derken “gelenekçi” değil “yenilikçi” bir İslam anlamaktadır.

      Şeriatî’nin zihnindeki “öze dönüş” kavramı, Kur’an’ın mesajına ve peygamberin sade hayatına dönüş demektir. Sınıfların, parçalanmaların, hiyerarşilerin ortadan kaldırılıp eşitlikçi bir toplum kurulmasını amaçlar, bunu “öze dönüş” olarak görür.

      Muhammed İkbal ve Cemaleddin Afgani’nin fikirlerinden etkilenmiş olan Şeriatî, Afgani ve Abduh tarafından başlatılan İslami özgürlük ve uyanış hareketinin devam ettirilmesi gerektiğinin farkındadır. Bunu bir süreç olarak görmüş ve İran coğrafyasında kendi üzerine düşeni ifa ederek sorumluluğunu yerine getirmek istemiştir.

      Diğer yenilikçilerin çoğu gibi bir yandan Batı’yla boğuşup diğer yandan gelenekle hesaplaşarak iki cephede mücadelesini sürdürmüş olan Şeriatî’nin zihin dünyasında yaptığımız bu kısa yolculuk gösteriyor ki birçok alanda yenilik arayışlarına giren, adeta çırpınan, sorumlu bir Müslüman aydınla karşı karşıyayız.

       

      ŞEYH BEDRETTİN

      Şeyh Bedreddin Serez çarşısında çıplak olarak asıldığında elli altı yaşındaydı. Hanedan soyundan gelen Bedreddin, çok iyi eğitim almış, Osmanlı’da kazaskerlik görevinde bulunmuş, Mısır’da şehzadelere ders vermiş döneminin saygın bir düşünürü ve alimiydi.

      Osmanlı’nın zulmünden, kadıların rüşvetçiliğinden, din istismarından, aşırı vergilerden bıkıp usanmış, yaka silkmiş olan her inançtan insan, küçük birimler halinde birlikte yaşamayı, beraber üretmeyi ve paylaşmayı savunan Bedreddin’in etrafında toplanmış ve isyana katılmıştır. Şeyh Bedreddin adeta önderini bekleyen bir isyanı başlatmıştır. Bu isyanda Müslümanlar ve gayrimüslimler, Aleviler, Sünniler, Kalenderiler, farklı din ve mezheplerden on bin kişi bir araya gelerek Osmanlı ordusuyla savaşmış, sekiz bin kişi başı kesilerek öldürülmüştür.

      Şeyh Bedreddin’in dönemin egemeni olan padişahı bu kadar korkutan, kitapları yakılarak, mezarının yeri beş yüzyıl gizlenerek bu topraklardan silinmek istenen fikri yoksulların toprak sahibi olması, ortaklaşmacı üretim tarzıydı.

      Şeyh Bedreddin’in merkezinde olduğu bu isyanın tarihi aynı zamanda yaşadığımız topraklardaki ezilenlerin, yoksulların tarihidir.

       

      MUHAMMED İKBAL

      Muhammed İkbal'in yaşadığı 1873-1938 yılları dünya tarihinde büyük dönüşümlerin yaşandığı yıllardı. Bir taraftan Osmanlı'nınşahsında İslam medeniyeti çöküş yaşarken diğer taraftan da Batı uygarlığı olanca ihtişamı ile zirvelere çıkıyordu.

      Muhammed İkbal, kaybolan bir çağın haykıran son şairlerinden birisi oldu. Giderek nefesi Doğu İslamının şiirsel soluğu haline geldi. Yeni durum karşısında; "Ey şark milletleri! Şimdi ne yapmak lazım?" diye sorarak, yoğun bir arayışın içine girdi.

      Muhammed İkbal, şark milletlerine "yeniden inşa" çağrısı yaptı. Artık "ihya" çağları geride kalmıştı. İslam ümmeti eskilerin külüne değil ateşine sahip çıkarak ayağa kalkabilirdi. Bunun için yapılması gereken "bir büyük sentez" ve "bir büyük bütün" oluşturmaktı.

      İkbal üzerine uzun yıllardır süren okumalarımın kısa bir özeti olan bu eserde, Doğu İslamının bu haykıran şairinin ruh ve düşünce dünyasını bulacak, İslam milletlerine yönelik çağrısınıntemel izlerini okuyacaksınız.

      Stok Kodu
      :
      8996325689987
      Kapak Türü
      :
      Karton Kapak
      Kağıt Türü
      :
      2. Hamur
      Dili
      :
      Türkçe
  • Taksit Seçenekleri
    • Axess Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      1
      89,00   
      89,00   
      2
      46,28   
      92,56   
      3
      31,45   
      94,34   
      6
      16,02   
      96,12   
      9
      10,88   
      97,90   
      Finansbank Kartları
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      1
      89,00   
      89,00   
      2
      46,28   
      92,56   
      3
      31,45   
      94,34   
      6
      16,02   
      96,12   
      9
      10,88   
      97,90   
      Bonus Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      1
      89,00   
      89,00   
      2
      46,28   
      92,56   
      3
      31,45   
      94,34   
      6
      16,02   
      96,12   
      9
      10,88   
      97,90   
      Paraf Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      1
      89,00   
      89,00   
      2
      46,28   
      92,56   
      3
      31,45   
      94,34   
      6
      16,02   
      96,12   
      9
      10,88   
      97,90   
      Maximum Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      1
      89,00   
      89,00   
      2
      46,28   
      92,56   
      3
      31,45   
      94,34   
      6
      16,02   
      96,12   
      9
      10,88   
      97,90   
      World Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      1
      89,00   
      89,00   
      2
      46,28   
      92,56   
      3
      31,45   
      94,34   
      6
      16,02   
      96,12   
      9
      10,88   
      97,90   
      Diğer Kartlar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      1
      89,00   
      89,00   
      2
      -   
      -   
      3
      -   
      -   
      6
      -   
      -   
      9
      -   
      -   
  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
  • Yayınevinin Diğer Kitapları
Kapat