Ürün Sepetinize Başarıyla Eklendi
Karacaoğlan ve Pir Sultan Abdal - Rıza Süreyya -Halkkitabevi

Karacaoğlan ve Pir Sultan Abdal

Stok Kodu
6010616438467
Boyut
13,5x21cm
Sayfa Sayısı
324
Basım Yeri
İstanbul
Kapak Türü
Ciltsiz
Kağıt Türü
2.Hamur
Dili
Türkçe
40,00TL
%75 İNDİRİM
9,90TL
Taksitli fiyat : 9 x 1,21TL
6010616438467
779971
Karacaoğlan ve Pir Sultan Abdal
Karacaoğlan ve Pir Sultan Abdal
Halk Kitabevi - Set
9.90

KARACAOĞLAN

Anadolu'nun Türk ülkesi haline gelmesi Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaeddin Keykubat döneminde başlar. Rivayetlere göre Selçuklu askerleri sınırda bulunan bir Rum kalesini fethetmek üzere yol üzerindeki bir köye uğrar. Burada, yıllar önce gelip yerleşmiş kadın erenlerden biri Türk askerlerini sevinçle karşılar ve kendilerine ayran ikram eder. 

Ama bütün asker ayran içmesine ve kaplarını doldurmalarına rağmen ayran bir türlü bitmez. Gelenler bunu yaşlı kadının ermişliğine bağlarlar ve bir keramet olarak yorumlarlar. 

Yaşlı Türk kadını bir yandan ayranları askerlere ikram ederken bir yandan da şöyle der:

- Doldurun yiğitlerim, doldurun Gazilerim,

- Doldur Ana..

- Doldurun yavrularım..

- Ana dolu, Ana dolu..

Bu topraklar o gün bugündür Anadolu'dur. Kıyamete kadar da Anadolu olarak kalacaktır. 
Anadolu'nun bu ruh halini ona sağlayan Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşî Veli, Yunus Emre ve Mevlana gibi “Anadolu Müslümanları” dediğimiz büyük manevî dinamikler vardır. Anadolu Müslümanları; Hazreti Ali (ra) ve Ehl-i Beyt sevgisini, kardeşliği, eşitliği, hakça bölüşmeyi, sevgiyi, barışı, hoşgörüyü, her tür haksızlığa karşı olmayı, ilmi düşünmeyi ilke edinmiş bir hayat anlayışı olarak bu topraklarda kendini buldu.

 

PİR SULTAN ABDAL

Türk Halk Edebiyatı'nın ana unsuru Alevi ozanlardır. Bu ozanlar içinde çağımızda öne çıkan ozan ise Pir Sultan Abdal'dır. Pir Sultan'ın bir Osmanlı paşası tarafından asılması, yaşadığı zamanda, Aleviler üzerine devlet politikası olarak uygulanan baskı, bir özdeşlik, bir benzerlik, bir yanlılık ortaya çıkarmıştır. Tasavvufi anlayış, 13., 14. ve 15. yüzyıllarda Anadolu'da çok yaygındı. Ahi Evren, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre ve Şeyh Bedreddin başlı başına ekollerdi diyebiliriz.

16. yüzyıldan itibaren ise durağanlık görülür. Bu yüzyılda ortaya çıktığı düşünülen Pir Sultan'ın şiirlerinin ana temasını da tasavvufi algıdan uzak tutmak mümkün değildir. Pir Sultan'a ait 131 şiir tespit edilebilmektedir. Bu şiirlerin ise sadece dokuzu “din dışı” gösterilmektedir. Bu şiirlerin yanı sıra, Pir Sultan, Pir Sultan Abdal, Sultan Pir Abdal mahlaslarıyla en az yedi Pir Sultan'dan bahsedebiliriz.

Bizim konumuz olan, asılan Banazlı Pir Sultan, bir başka Pir Sultan Abdal'ın adını mı almıştır, yoksa gerçek Pir Sultan Abdal odur ve onunla kendilerini özdeşleştirenler deyişlerini ona mı mal etmişlerdir?

Pir Sultan asıldığı için, Türk geleneğinde görüldüğü üzerine, -zamanımızın ağıtlarında karşımıza çıkar- “ölen kişi”nin ağzından şiirler söylenmiştir. Bu şiirleri, teknik ayırıma tabi tutsak bile bir “dava” peşinde olduğu için Pir Sultan üzerinden topluma yansıtmak mahzurlu görülmemiştir. Aynı mahlasla söylenmiş şiirlerin sayısı 450'yi bulur. Kitabımızda, son araştırmaların ışığında Pir Sultan Abdal'ı bir yere mal etmeden, bir “ozan” olarak ortaya koymaya çalıştık. Yine, çağının meselelerinden uzak olmadığı hususları vurgulamaktan da geri kalmadık. Çünkü bu vurguyla zamanımızla örtüşen tarafları da işaret etmiş olduk.

Kapat